
|
|
Yazar Hamza Hakiki
|
|
Salı, 13 Mayıs 2008 |
Meşhur peygamber duasıdır: “Rabbim bana eşyanın hakikatini göster.” Bu hadis üzerine “demek ki eşya göründüğü gibi değil” der Mevlana. Ortada ayan beyan bir yanılgı var. Söz konusu yanılgı benden yani algılayan özneden mi kaynaklanıyor yoksa algılanan nesneden mi kaynaklanıyor? Başka bir ifade ile ben hayal mi görüyorum yoksa eşya beni kandırıyor mu?
Bu sorulara felsefe tarihinde verilmiş muhtelif cevaplar var. Ben kendi orijinal olmayan cevabımı verip başa dönerek orijinal bir soru peşindeyim. Önce, orijinal olmayan kendi cevabım şu:
“Algı yanılsaması her iki taraftan kaynaklanıyor. Nesne aslını göstermeyip beni kandırırken ben bu izharı olduğu gibi almayıp hayal hanemde kendi istediğim şekle büründürerek ben de onu kandırıyorum. Böylece algının yegâne muhatabı olan özne ve nesne olarak karşılıklı birbirimizi kandırıp duruyoruz.” |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Tamer Hafif
|
|
Pazartesi, 05 Mayıs 2008 |
Yaşlandıkça pişmanlıklar artar, günah çıkarmalar ve keşke’lerin sonu gelmez olur. Bütün bunlarda emekliliğin ya da artık tamamen programlı hale gelen düzenli, ritmik bir hayatın insanı meşguliyetlerden kurtaran konforunun payı büyüktür. Bu konfor, “hayat kıdemlisine” zamanı doldurma yükünü sonraki kuşağa devrederek gevşeme ayrıcalığı vermiştir. Gevşeme ve zaman doldurma birbirine öylesine dolaşık durumlar ki aynı şey bile denebilir. Tersi halde, gerginlik ve meşguliyet nasıl ki tek bir durumdur. Ayrıca bu gerginlik hiçbir alternatife imkân tanımadığı için ilerde doğacak keşke’lerin de sebebidir.
Gevşeme, zaman algısında genişleme yaratır, gözler içe döner, hesaplaşma başlar. Bu evren Aşil’in asla kaplumbağaya yetişemeyeceği Zenon’un donmuş evrenine yakın bir yerlerdedir. Artık insanın acele edeceği, yetişeceği bir şeyler yoktur ve en basit bir “keşke” bile teknik anlamda felsefi bir sorgulamanın başlangıcıdır. Çünkü bitmiş bir eylemi yapan iradeyi, bu iradeye yön veren şartları, bu şartları var eden şeyleri bir anlığına da olsa reddeden bir özgürleşme istemi vardır. Fakat bu anlık istem kendini sürdüremez ve felsefi bir irdelemeye de dönüşemez. Böylece “hayat kıdemlisi” gergin günlerinin zihni alışkanlıklarıyla belki de hayalleriyle, yoğun olmasa da zamanı doldurarak yükten sıyrılmayı dener. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Hamza Hakiki
|
|
Perşembe, 26 Temmuz 2007 |
Spekülasyon, geleneklerde son derece hassasiyetle ve metafizik kayıtlar altında yapılmasına müsaade edilen zihni edimler olagelmiştir. Bunda kelamın hele hele kalemin kıymetini düşürmemek gibi bir anlayış müessir olmuş olabilir. Yine gelenekte insan ilgisine konu olan ne varsa anlamını ancak metafizik içeriğinde bulur. İlgimize konu olan sahanın metafizik içeriğine imkân tanıyan koşul, varlığın “tezahür” edebilme özelliğidir. Bu özelliği nedeniyledir ki en sıradan bir algı nesnesi en soyut bir inanç alanına bağlanabilmektedir. Doğal olarak burada belirleyici olan yukardan aşağı doğru yapılacak bir anlamlandırmadır. Çünkü her tezahür anlamını bir üst ilkede bulur.
Modern zamanların üzerinde bir türlü karar kılınamayan çetrefil konularından birisi olan “Matematiğin Neliği”ne İslam Tradisyonu açısından bakmak ilginç olabilir. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Hamza Hakiki
|
|
Pazar, 08 Temmuz 2007 |
Dinleyip okuduğumuz eserlerden, teneffüs ettiğimiz hayatımızın kimi alanlarına kadar tasavvuf aşinası olduğumuz bir kelimedir. İster farkında olup merak duygularımız kabararak ister farkına varmadığımız halde o atmosferin içinde nefes alarak, hem kal diliyle hem hal lisanıyla aşinası olduğumuz bir vakıadır tasavvuf. O yüzden “Tasavvuf nedir?” yerine “Tasavvuf nerededir?” sorusu bizce bugün için daha anlamlıdır.
Bilimin, sanatın, mesleklerin hâsılı hayatı sarıp sarmalayan alanların tümü her gün biraz daha ihtisaslaşıp parçalanırken geçmişimize ait değerler de bu ihtisaslaşmadan nasibini alıyor. Tıp bilimine ait dâhiliye branşı pek çok dallara ve onlar da yan dallara ayrılıyor, terzilik zanaatı artık mahalle köşelerinde devrini tamamlamaya yüz tutarken seri üretim atölyelerinde artık gömlek terziliği, pantolon terziliği gibi ihtisaslaşmalar geçer akçe haline geliyor ve geriye dönüş imkânı da yok. |
|
Devamını oku...
|
|
|