Salı, 06 Ocak 2009
TASAVVUF NEREDE? PDF Yazdır E-posta
HAMZA HAKİKİ
Yazar Hamza Hakiki   
Pazar, 08 Temmuz 2007
Dinleyip okuduğumuz eserlerden, teneffüs ettiğimiz hayatımızın kimi alanlarına kadar tasavvuf aşinası olduğumuz bir kelimedir. İster farkında olup merak duygularımız kabararak ister farkına varmadığımız halde o atmosferin içinde nefes alarak, hem kal diliyle hem hal lisanıyla aşinası olduğumuz bir vakıadır tasavvuf. O yüzden “Tasavvuf nedir?” yerine “Tasavvuf nerededir?” sorusu bizce bugün için daha anlamlıdır.

Bilimin, sanatın, mesleklerin hâsılı hayatı sarıp sarmalayan alanların tümü her gün biraz daha ihtisaslaşıp parçalanırken geçmişimize ait değerler de bu ihtisaslaşmadan nasibini alıyor. Tıp bilimine ait dâhiliye branşı pek çok dallara ve onlar da yan dallara ayrılıyor, terzilik zanaatı artık mahalle köşelerinde devrini tamamlamaya yüz tutarken seri üretim atölyelerinde artık gömlek terziliği, pantolon terziliği gibi ihtisaslaşmalar geçer akçe haline geliyor ve geriye dönüş imkânı da yok.

 

Geçmişten intikal eden, hayatımızın manevi dinamikleri de tıpkı bilimlerdeki, mesleklerdeki gibi ayrışmaya ve parçalanmaya uğrayarak her biri sanki tek başına kendini izah etmeye muktedirmiş gibi “din”,“tarikat”, “tasavvuf” vs şeklinde müstakil kavramlar olarak bize sunulmaktadır. Bu sunuluşu ya da siparişi kabul ettiğimiz andan itibaren salt bir kavrama dönüşerek yaşamın canlılığından koparılıp soyut, zihni objeler haline gelmektedir. Bu kabil tasavvuf tanım ve izahları sayıları binlere varan eser ve yazılarda bulmak mümkündür. Ama iş gündelik hayata tasavvufu sokmaya gelince bu oldukça azim bir sorundur.

Parçalanmış zihinlerimiz - ki öncelikle dual(ikili) bir parçalanmışlıkla dünya-ahiret, teori-pratik ayrımlarıyla – tarikatı tasavvuf dan tasavvufu dinden ayırarak anlama gayretine girmektedir.Bu ise söz konusu olguları sahih olarak algılama ve anlamanın önüne set çekmektedir.

Aslında selim bir akılla düşünülecek olursa yukardan beri anlam kaybına uğradığını iddia ettiğimiz değerlerin geçmişte olduğu denli baskın ve belirleyici olmasa da yaşadığımız hayatın içerisinde üstü örtük ve silik de olsa hala nefes aldığını fark ederiz. Mesela beşeri ilişkilerimizde kalp kırmamaya dikkat ederiz, aile büyüklerinin hatırını gözetiriz, bazı özel anlarda peygamberimizin adını duyduğumuzda gözlerimiz yaşlanır, hisleniriz. Bunlara benzer ince detaylar şuurumuzun tavan arasında kalmış olsa da tamamen kaybolmaz.

Denebilir ki verdiğiniz örnekler zaten insanlığın gereğidir. Elbette insanlığın gereğidir lakin tasavvufun da beşeriyeti insan kılmaktan daha yüksek bir gayesi yoktur. Yine denebilir ki bu söyledikleriniz din ve ahlaktır. Zaten tasavvuf ahlakı olgunlaştırıp güzelleştirmekten, dinin içini doldurup zenginleştirmekten başka nedir ki?

O halde yazımızın başındaki sorumuza dönersek “tasavvuf nerededir?” sorusunun cevabı berrak bir akılla “hayatın içindedir” biçiminde kendini ortaya koyar. Evet, hayatın içinde evde ebeveynlerle münasebette, sokakta arkadaş, mahalle ilişkilerinde; yağmurda yürürken, denizi seyrederken dost muhabbetlerinde, gazete okurken, olaylara bakarken tasavvufa ait değerler hep bilincimize sızmaktadır.

Peki, tarikatlar tasavvufun yaşandığı yerler değilmidir? Yani “tasavvuf nerededir?” sualinin karşılığı “tarikatlardadır” denemez mi? Öyle denemez, eğer denirse illiyet rabıtası(neden-sonuç ilişkisi) hatalı kurulmuş olur.“İlim nerededir?” sualine “Okuldadır” diye cevap vermek nasıl ki hatalıdır, (çünkü “İlim Âlimdedir”) aynı şekilde tasavvufun eğitim ve öğretimine de tasavvuf buradadır demek hatadır. Zira tarikat üslup ve usuldür. Bu üslup ve usul ile fert hayatta karşılaşacağı olaylara nasıl bir yürekle bakacağını, nasıl bir ilke ile tavır alacağını öğrenir.Ama hep orada kalır ve yaşamın içine dahil olmazsa bunun adı tasavvuf değil Yunusça deyimiyle “kuru emek(bilgi)” tir.

Mademki tasavvuf dediğimiz değerler manzumesi insana ve hayata dairdir ve ondan hiç kopmaz öyleyse tam anlamıyla yeri ferdin kendini ifade edebildiği hayatın her alanıdır. Bu ise insan var oldukça hiç kaybolmayacak, ancak insan kendine yabancılaştıkça bazı bazı üstü küllenecek, kendini arama derdi gönlüne düşünce küllerin içinde silkinip çıkacak bir olgudur.

İnsanın kendi hayatını fark etmesiyle, incelikler geliştirmesiyle kendini gösterip açığa çıkan insanileşme hamlesine sadra şifa ilahi bir vergidir tasavvuf. Bu fark ediş bu buluş aramanın başlangıcıdır.

» Yorum yok
Şu anda hiç yorum yok.
» Yorumu Gönder
Email (Üyeler adresinizi göremez)
İsim
Başlık
Yorum
 
< Önceki   Sonraki >
SEO by Artio