|
GEÇ KALMIŞ BİR MUHASEBE / SEN BİZDEN DEĞİLSİN: CEMİL MERİÇ VE "BU ÜLKE"DE YAŞAMAK |
|
|
|
|
Yazar Ekrem Özdemir
|
|
Çarşamba, 15 Ağustos 2007 |
|
Nasıl anlatmalı, nerden başlamalı, bilmem ki! Mü'min desen değil, kafir desen hiç değil. Kemalist değil, marksist değil, ateist değil, liberal değil, hümanist değil. Değil, değil, değil... Hepsinde var, hiçbirinde yok. İsa'dan Saint Simon'a uzanan Batı'nın inkırazı, Buda'dan Gandhi'yi doğuran Doğu'nun inkısarı, asırlarca kıtalara ferman yazdığı dünyanın kalesinde, köşeye sıkışan bir kedi gibi, Mehdî bekleyen Türk'ün intiharı,... Ne söylesen boş, ne anlatsan yalan. Tarih, güçlünün elinde yap-boz tahtası. Kelime, İblis'in mahfesinde, hiç olmadığı kadar habis. "Binbir kalıba bürünen İblis, kelimelerde tecelli ediyor." Eros'tan başka dostu kalmayan bir dünyada, fikir namusundan bahsetmek, bir nevî hazineyi hırsıza sunmak. Belki bir kuyumcu çıkar da, talip olur defineye. Belki, belkiler... |
|
Devamını oku...
|
|
|
THE BİG BLUE YA DA DENİZ ÜZERİNE |
|
|
|
|
Yazar Tamer Hafif
|
|
Perşembe, 02 Ağustos 2007 |
Belki de ilk kez filmin esas oğlanı benim adamım oldu. Evet, Jacques Mayol benim adamım. Esas oğlan hep en yakışıklı, en cesur, en karizma olduğundan benim gibi keşfedilmemiş esas oğlan taslaklarında (her erkek izleyici esas oğlan taslağıdır) hasetten naşi bir düşmanlık uyandırırlar. Hasedimizin kökeninde öykünme gizli olduğunu söylememe gerek yok tabii. Ama ben sarhoş oldum ve görüşüm bulanıklaştı esas oğlan Jak mı deniz mi ayırt edemez oldum.
Varoluşsal bir yaklaşım deneyip Jak ve Enzo denizin aydınlık ve karanlık iki yüzüdür diyebilirdim. Denize tabi ve teslim olan Jak ve denizi boyunduruk altına almaya çalışan Enzo. Ya da daha aşkın bir yaklaşım, doğanın kucağındaki insanın bu doğallık halini hor görmesi, kendi bedeni de dâhil tüm doğal kısıtlara isyan eden gök kaçkını ya da kovulmuşu ruhun tatminsizliği olabilir. Ama bunlar ağır laflar, filmin büyüsünü bozuyor. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Mustafa Nasuhi
|
|
Pazar, 08 Temmuz 2007 |
Reşat Nuri Güntekin’in aynı adlı romanından televizyon dizisi olarak çekilen Yaprak Dökümü’yle başlıyoruz ezberbozan.net serüvenimize.
“Dünyada ne varsa, bizde o olacak” türünden vaadlerle yola çıkan siyasetçiler hayli uzun yol almış görünüyor. O yüzden Yaprak Dökümü dizisiyle ilgili internet üzerinde çok sayıda tartışma, mesaj ve benzeri metinlere rastlamak bizi şaşırtmıyor. Fakat her nedense bu dizinin anlatımıyla yaşadığımız dönem arasındaki tuhaf benzerliklere değinen satırları, en azından baktığımız kadarıyla göremedik. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Hüsnü Galip
|
|
Pazar, 08 Temmuz 2007 |
“Hayvanların ayakları altında çiğnenen her diken bir güzelin saçı, bir sevgilinin kaşıdır.
Şarapların kubbesindeki her tuğla bir vezirin parmağı ve bir sultanın başıdır”
O bir rind olarak yaşadı ve bir rındin hatırasını bu dünyaya bırakıp gitti. İnsan denen varlığın özünde taşıdığı hürlüğü ve aslı itibarıyla bu dünyaya ait olmadığının tefrikin de olarak, kendisini ifade etti. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Tamer Hafif
|
|
Cuma, 06 Temmuz 2007 |
Gittiğim kitapevlerinden birinde tezgâhtar şiddetle “Oblomov”u tavsiye edince biraz da muhabbeti koyulaştırmak için, “niye Oblomov?” diye sormuştum. Her halinden bir kitap yiyici olduğu belliydi tezgâhtarın ve beni şaşırtmayan devrimci bir cevap verdi, “ Alın! Diyor, menfaatçi, kokuşmuş, yalan dünyanız sizin olsun. Ben sizin dünyanıza dâhil olmuyorum.”
Kitap yiyiciye göre şu meşhur “öteki” olmayı kabullenmek bir yana Oblomov bizzat öteki olmaya talip oluyor. Tabii bu Oblomov’un biraz Marksist, hatta Troçkist bir yorumu olsa gerek. Her ne kadar devrim sonrası Lenin Oblomovları ve Oblomovluğu devrimin önemli düşmanları ilan etse de… |
|
Devamını oku...
|
|
|