Salı, 06 Ocak 2009


MEŞRU MÜDAFA PDF Yazdır E-posta
Yazar Tamer HAFİF   
Cumartesi, 08 Kasım 2008
Fethullah Hoca Efendinin koca dayağı yiyen kadınlar hakkında dile getirdiği düşünceleri beni de düşünmeye sevk etti. Hoca Efendi: “Koca dayağı yiyen kadınlar, eğer ortada çocukları olmasa boşansınlar derdim. Kocanın karısını dövmesinin 'Kuvvetli, zayıfı her zaman ezer' zalim felsefesinden ne farkı var? Kocası tarafından dövülen kadınlar judo, karate, tekvando kurslarına gitseler... Kocası bir tokat vuruyorsa, o da iki tokatla karşılık verse... Dövme haksız yere yapılan fiili bir saldırıdır ve suçtur. Bu saldırıya karşı nefsi müdafaa meşrudur. Hatta müdafaa etmeme ayrı bir suçtur denebilir.” diyor. 2 Yorumlar
Devamını oku...
 
BEŞ DUYUYA AĞIT PDF Yazdır E-posta
Yazar Tamer Hafif   
Çarşamba, 17 Eylül 2008
O müthiş romancı Milan KUNDERA, “kiç(kitsch)” teriminin içini doldururken adeta kitlesel bir hipnotizmayla tüm modern toplumun estetik değerlerinin en alt seviyede standartlaşma eğilimine dikkat çeker.

Çok zaman dolmuşta, kafede, lokantada ya da yürürken yanından geçtiğiniz herhangi bir ticarethaneden seçimine kesinlikle dahil olmadığınız bir müzik parçasının zorunlu dinleyicisi olursunuz. Hasbel kader beğendiğiniz bir parçadır, olabilir ama sizin iradeniz dışında seçilmiştir ve dayatmadır. Dayatılan müzik işitsel anlamda gürültüden çok az farklı bir şeydir.

Çoğu zaman bu dayatmaları kabullenip içselleştiririz. İstisnadır kendi müzik zevkini özgürce seçen irade. Teknolojinin müzikal aletleri geliştirmedeki mahareti her geçen gün insanın önüne türlü seçenekler sunmakta, dayatılan müziği yaşamın en mahrem ayrıntılarına sızdırmada kendini gösteriyor. Beklemeye alınan telefonda zorla dinletilen Bolero’dan otobüste yakınınızdaki kişinin kulaklığında sızan anlaşılmaz gürültülere kadar gündelik hayatımızın tamamında işitme duyumuz muazzam bir saldırı altındadır.Yorum yok
Devamını oku...
 
YAHUDİ PDF Yazdır E-posta
Yazar Tamer Hafif   
Pazartesi, 18 Ağustos 2008
Ben, Yahudiler üzerine yazılan ve dile getirilen her şeyin doğru olduğunu sanıyorum. Yani Yahudiler:
• Bozguncudurlar
• Fitne çıkarırlar
• Hayatları tamamen çıkar ilişkileri üzerinedir
• Güvenilmezdirler
• Deha sahibidirler
• Anasının gözüdürler
• İnsan sarrafıdırlar
• Pintidirler
• Sinsidirler
• Elle tutulur bir şey üretmezler
• Tefecidirler
• Sömürgendirler
Son üç tanesi bizzat Hitlerin tespitidir.
Çoğu oldukça can sıkıcı vasıflar. Böyle bir kavme kim katlanabilir? Öyle ya nalıncı keseri gibi “hep bana Rabbena”. Bunlar Allahı bile kandırmaya hatta kandırmak ne kelime sömürmeye cüret etmiş hadsizler. Hal böyle olunca ukalalık, çokbilmişlik yapıp da “bu vasıflar aslında bana hiç de yabancı gelmiyor, kendimi biraz kazıyınca altından bir Yahudi çıkar mı?” diye sormayacağım.Yorum yok
Devamını oku...
 
MAZİ İLE İSTİKBAL ARASINDA BİR KÖPRÜ: MUSTAFA KUTLU PDF Yazdır E-posta
Yazar Ekrem Özdemir   
Salı, 06 Kasım 2007
“Her Güz Kurulur Bu Kervan”

Şehr-i İstanbul derinliğinde bir adam. Uzun boylu, iri yapılı, vakur adımlı. Başında kasketi, meraklı fakat hüzünlü bakışlarla yaşadığı şehri gezmektedir. “Yaşadığımız şehri tanımazsak, birbirimizi tanıyamayız.” diye düşünmektedir. Kaygılıdır, çünkü bin yıldır devam edegelen bir medeniyetin ve bu medeniyetten fışkıran kültürün, gezdiği her caddede, girdiği her sokakta, nasıl birer birer tahrip edildiğine bizzat şahit olmaktadır. Gözlerinde hüzün, kalbinde giderek büyüyen bir yangın. Adeta şehir, gövdesine indirilen balta darbeleri yüzünden, artık kendini taşıyacak gücü kalmamış dev bir çınar ağacı gibi, üstüne yıkılmaktadır. İstanbul hastadır. Belki de kanser. Tedavisi mümkün mü? Onu da düşündüren, korkutan ve dayanılmaz bir hüzne garkeden de budur. Oturur bir ağacın altına. Sandalyeyi çeker masaya doğru. Kalemini çıkarır, yazmaya başlar. Belki de Engin’in hikayesidir bu. Yoksulluğu içinde taşıyan Engin’in macerası. Belki de Yadigâr. Şehrin bunaltıcı hayatına dayanamayıp, köyüne geri dönen ve karlı bir kış günü, ömrünü harcadığı bahçenin ortasına yığılıp kalan Yadigâr’ın öyküsü.
Yorum yok
Devamını oku...
 
EFENDİ Mİ KÖLE Mİ TARTIŞMASI / KÖYLÜ: BİRAZ SESSİZLİK PDF Yazdır E-posta
Yazar Ekrem Özdemir   
Perşembe, 01 Kasım 2007
Beyin göçü vermeye başladığımız yıllardayız. Almanya’ya giden köylü, yıllar sonra, çalışıp biriktirdiği paralarla, altında Mercedes arabayla köyüne döner. Köylü o güne kadar hiç araba görmemiştir. Nasıl çalıştığını, ne işe yaradığını bilmeyen köylü, arabanın önüne saman koyar.

Bu hikayeden iki sonuç çıkar. Birincisi ülke olarak zamanı ne kadar geriden takip ettiğimizi görüp, köylümüzün haline acıyabiliriz. İkincisi, altına araba çekmekle adam olduğunu sanan kişiye, köylü haddini bildirmiştir. Arabanın önüne saman koymakla “Ait olduğun yeri unutma” mesajı verilmektedir. Burada da benliğini kaybetmiş adama acıyabiliriz.Yorum yok
Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 5 Toplam: 8
SEO by Artio